22 Aralık 2011 Perşembe

anka kuşu



sessiz bir çığlık gibi gir koynuma sevgili..
sana sarıldıkça acılarım artsın,
bedenim bitap düşsün..
ve yüreğimde bir anka kuşu ölsün...

18 Aralık 2011 Pazar

az ile yetinebilir misin?

    

    Bazen hayat sana az ile yetinmeyi öğretir. Hemen hemen her şeyden az az tattırır sana mesela seni onun yanına gönderir ama bir şey yapamazsın az ile yetinmelisin sadece onun yanında olmak yetmelidir sana elini tutmamalısın göz göze bile gelemezsin bunlar hep çok olur ve hayat bunu sana iki kere yapar üst üste sanki sınavını geçip geçemediğini anlamak için ona yakınken uzak olmalısın sadece elini tutmamakla olmaz bu iş kendini saklamalısın az demek bu kendine tekrar tekrar şunu demelisin ona yakınken uzak olmalıyım oysaki diyorsun içinden ona "kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına" sende şu şarkıdaki gibi yapsan ya bırak rüzgar sürüklesin seni atsın onun kucağına ama olmuyor işte hayat şarkılar gibi değil hiç bir mutluluğu anlatan şarkı gerçekten uzak ama nerede acıyı anlatan şarkı bir o kadar gerçekle  iç içe bu da azla yetinmeyi anlatan bir şey mi ya da  bunları sen mi uyduruyorsun kendini avutmak için bir şeyleri kendine gizlemek için hayat eninde sonunda sana öğretiyor azla yetinmeyi ve sen öğreniyorsun ona yakınken uzak durmayı durmaya çalışmayı ve ne kadar devam ederse o kadar mutlu olacağım diyorsun ...

4 Aralık 2011 Pazar

yalnızlık..





         






        Terk edilmiş çocuk parkı kadar yalnızım şimdi....





20 Kasım 2011 Pazar

Sen ve Rakı



  Bir duble rakı gevşetir beni yükümün hepsini almasa da bir çoğunu üstümden alır. Açık bir yaraya krem sürmüş gibi rahatlatır beni zamanı dondurur yada en kötü yavaşlatır içinde sadece benim hareket etmeme gezme izin verir ben hep seni arıyorum şehir şehir, sokak sokak, cadde cadde, kapı kapı, bu yüzden yavaş içerim ben bir duble rakıyı...

  İkinci duble daha bir sakinleştirir beni sessiz bir şekilde yaramazlık yapıpta köşesine çekilmiş küçük çocuktan farkım kalmaz o an seni anımsarım gülüşünü gözlerini hayalin duman gibi uçar gider gözlerimin önünde bir yudumda alırım anason kokulu yarimden...

  Üçüncü duble çok soğuktan sıcağa girmiş hissi verir bana hep eklemlerim uyuşur az önceki sessizliğimden eser kalmaz konuşurum sesli sesli artık baktığım yerde seni görürüm dertleşirim seninle şimdi sıra diğer boş sandalyeleri doldurmaya gelir dublenin sonuna doğru senin gibi giden dostları da davet ederim masama ve hep beraber dertleşiriz eski günlerdeki gibi üçüncü duble en sevdiğimdir benim herkse yakın olduğum andır...

  Ve yolluk bilen bilir az rakı az su konur yudumluktur iki yudumda biter ve her şeyden vaaz geçirtir herkesi masadan dağıtır noktayı koyandır... Ne demişler "su bile saflığından vaaz geçer rakı ile buluşunca.."

22 Ekim 2011 Cumartesi

asfuranka - winchestar



böyle başladı ve gelişti doğaçlama bir şeyler... Teşekkürler asfuranka...






     Ve bir gün mazi bir fotoğrafla çıkıverir karşına şaşırırsın! fotoğraftaki senmisin yada şimdiki benmiyim dersin!! tanıyamazsın kendini, belki de tanımak istemezsin belki tanırsın, anlarsın ve özlersin geçmişini tanımak şaşırtır, anlamak üzer, özlemekse boğazında düğüm olur kalır susarsın o zaman öyle bir susarsın ki hemde hiç bir şey dindiremez içindeki yangını annesinin arkasından ağlayan bir çocuk kadar çaresiz ve öfkelisindir geçmişinin elinden alınmasına kızacak kimsen yoktur susarsın yumruğunu sıkarsın ve karanlıktan korkarsın gene ışık ararsın etrafında ıssız bir ormanda gecenin karanlığında çok uzaklardaki ışığa koşmak istersin de ayakların götürmez olur seni, gecenin sesleri ürpertir içini bir baykuş kanat çırpar kalbinde uçamaz kavuğuna ulaşmaya çalışırken yenik düşer düşmeye başlar ağlarsın yada ağlayamazsın her şeye verdiğin tepkini verirsin kalbinin en kuytuları bile damıtır acıyı, öfkeyi süzer de verir ellerine, alışırsın her gün bu sızıyı hissetmeye ve artık anılar sıradanlaşır, anlarsa anlamsızlaşır.kalbin çıkışı olmayan bir labirent, beynin hükmünü kaybetmiş hayatındaki her şey nefes almak gibi varlığın için varmış gibi oysaki sen, sen ne için varsın bu sırdan hayatta sıradan acılar için yaşatmak için mi? Yoksa sıradanlıktan kurtulmak için mi? varoluş amacını sorgularsın da aldığın cevaplar tatmin etmez seni, kurtulmak istersin artık seni aşağı çeken her şeyden, silkelenmek kendi hafifliğini hissetmek istersin yeni doğan günün yüzünde gezinen ılık şavkında karanlıktan korktuğundanmıdır nedir geceyi beklersin silkelenmek için o buz gibi soğuk taş olan kalbine dokunur belki korkmazsan yükün hafifleyecek diye düşünürsün her hücren ayrı ayrı titrerken gecedir seni anlayan, gecedir seni korkularına kulaç attıran, gece soğuktur, kalbinse geceye meydan okur sen anlarmısın geceyi belkide sende onun seni anladığı gibi anlamanı istiyordur aynı soğuklukta gece yalnızdır, gece dilsizdir, seni koruyandır; gerçeklerin acısını yaşatmayı sevdiği kadar, karanlığının koyuluğuyla seni sarmalar, alıkoyar acılarının gerçekliğinden gece!! gece varmıdır gerçekten gece senin yaratığın sığınacak bir limansa yada gece vardır gerçekten gece dilsizdir ama sağır değildir en sessiz anında diline taktığın melodiyi dinler gece yorganı kafana çekip sessiz çığlıklar içinde ağlarken çığlıklarını duyar gece peki ya gece sensen.. o vakit dikilir karşına bir ayna ve karanlıklar içinden çıkar gelirsin kendinle yüzleşmeye dokunursun kendine artık gece sensindir, ne kaçacak bir kuytu vardır, ne de saklanacak duvar. söyle içinden gelenleri ve acıt kendini, dök eteğinde biriktirdiklerini onu özlediğini söyle durma haykır!! Dur.. kendini özlediğini söyle korkma itiraf et özledim be de o çocuksu gülüşümü özledim de göz bebeklerinde saklanan ufaklığı özledim de haydi bak aynaya korkma bak ve gör o masumluğu masumiyet terkedeli çok olmuştur tüm ağaç gövdeleri kaybettiğin çocuğun ilanlarına göğüs germektedir şehrinde ağaçlar yapraklarını hızla dökerken sense ayaklarının altında ezilmelerine bakarsın susarak yaprakların, ya da senden geriye kalanların farkına varmasanda seni ayakta tutan aslında senden geriye kalanlardır sen kendine acımaya başlayalı ne kadar oldu onun bile farkında değilsin masalsı bir hayat yaşayamasakta sen içindeki anka kuşuna inan bırak çırpınsın küllerinin içinde bırak doğsun yeniden düşünme boş ver her şeye geride kalsın geçmişin  

17 Ekim 2011 Pazartesi

gelseydin...

    Gelseydin benimle!! Elimi tutmasan da, yüzüne bakmasam da sen gelseydin benimle. Biraz zamana, biraz kendimize, biraz engellere, biraz birazlara ve keşkelere inat gelseydin benimle. Zamana yenik düşme ihtimali olmadan, kahverengi gözlerindeki gülücüğü hiç silmeden, yanlışlıkla eline dokunduğum andaki ürkekliği kaybetmeden, kulağımı çınlatan kahkahaların gitmeden gelseydin benimle. Sen uzak ben uzak demeden, kalbimizin bir çarptığını hissederek gelseydin ya işte ... Ama gelmedin olsun ne yapalım. Gelseydin ama güzel olurdu güzel...

21 Ağustos 2011 Pazar

Gittin...

    Geceleyin ayazla kaplanan şehrime güneş doğdu ve ben aynı sabah selam durur vaziyetteyim. Düşündüğüm tek şey bir şarkıcının şarkısında söylediği mısra "Gitmek yenilmek değildir kazanmak da! Gitmek gitmektir işte.  " Evet kabul gitmek gitmektir ama ya yanında götürmedikleri nedir. Onlara ne olacak o duygular, o hisler, o kocaman hissi senetlerimiz ne olacak. Kim onları sahiplenecek sen mi? Ben mi? Tıpkı velayet bekleyen bir çocuk gibi ortada duran o her şey ne olacak. Kimin olacak tamam ben kabul ediyorum benim olsun, büyütürüm ben onları tıpkı yıllar önce dediğim gibi " Büyümeli sevdan içimde senden habersiz... " Sana ait olanları sahiplenmek benim için zevktir içinde sen olan her şey zaten benim. Ben senim ama sen hiç bir zaman ben olmadın. Uzayan cümleler kurmadın en büyük sevdanın arkasında değilde önünde durdun hep  işte şimdi anla kabullen Gitmek yenilmek değildir kazanmak da! Gitmek gitmektir işte."   Ve sen gittin....



10 Temmuz 2011 Pazar

Çocuktum ben....

      1983' te doğdum seksenlerde bebektim ve doksanlarda çocuktum. Şimdiki çocukların yaşayamayacağı bir çocukluk yaşadım sokak aralarında top oynadım, çamurdan arabalar yaptım, misket oynadım, futbolcu kartlarıyla kumar bile oynadım sokağımızın kuytu köşelerinde, sinek ilacı sıkan o bembeyaz duman saçan arabanın peşinden deli gibi çocukça masumca koştum erik ağaçlarına tırmandım erik çaldım komşularımdan ağladım sokak ortasında ama bunları yaparken hiç bir zaman aileme yakalanmadım ben çünkü doksanlarda vagon fabrikasının giriş çıkış ve mola borusu vardı boru çalar çalmaz evlere geçerdik hepimiz işte biz çocukken anca bu kadar fazla düşünebiliyorduk çünkü biz çocuktuk biz düşünmüyorduk düşünmemize gerek yoktu ki alabildiğine eğlenirdik tamir sırası bekleyen vagonların içinde kovalamaca oynardık sokak arasında gece maçı yapardık komşu teyzeler biz çok ses yapıyoruz diye bizi kovalardı kaçardık ama geride kimseyi bırakmazdık herkes birbirini korurdu biz çocuktuk. Ama çocukluğumuzu sadece yazın yaşamazdık her mevsimde eğlenirdik biz hep çocuktuk kış geldiği zaman torbalar hazırlanır  torbaları kıçımızın altına koyar buz tutan yollarda kayardık ilk bahar ayrı telaştı tazelikle bizde tazelenirdik ama her sene biraz daha yaşımız büyüdü ve zamanla vazgeçtik çocuk olmaktan oysa şu an arada keşke çocuk olsam demek yerine azcık çocuklaşsak deli diyorlar çünkü herkes unutmuş çocuk olmayı zamane çocukları bile bilmiyor çocuk olmayı internet başında apartman dairesinde çocukluk mu olur çocukluk sokakta olur arkadaş hayat sokaklarda be hadi silkelenin ve bu gün ÇOCUK OLUN!!!

6 Haziran 2011 Pazartesi

NASIL

   Sevmek nasıl bir şeydi sayın okuyucu? Peki ya ona baktığında göz bebeğinin en küçük noktasının bile güldüğünü görmek, onu hissetmek, sokakta - caddede aptalca koşmak, sevdiğini milyonlarca kez söylemek, onunla en sevdiğin şeyleri paylaşmak, kendini ona adamak, hep onu düşünmek, uyandığında yanında yokken ilk ona mesaj atmak, o uyandığında sesini duymak, tavla oynamak, ona yenilmek, onu yenmek, bir şeyler yazıp çantasına - cüzdanına sıkıştırmak, özel günlerinde ona sürprizler yapmak, gözlerindeki şaşkınlığı görmek, dans etmek, ellerinin terlemesi, yanındayken sadece dünyada ikinizin olduğu hissetmek, çiçeklerle karşısına dikilmek, gece yarısı kapısına gitmek, özlemek, yanında uyuduğu zaman onu izlemek, saçlarını okşamak, her şeyi onunla düşünmek, beraber ağlamak, zamanı unutmak, beklemek, çat diye karşısına çıkmak, kucaklamak, koklamak, midende milyonlarca kelebeklerin kanat çırpması, nefesini duyman hissetmen, en çılgınca şeyleri yapman, yanında olduğu zaman cesaret alman ondan, filmler diziler izlemen beraber nasıl birşeydi sayın okuyucu nasıldı ???


  Kızılderili atasözü derki; "Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile, sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz." bir film repliğinde dediği gibi "bir Kızılderili ne kadar yanıla bilir ki
? " peki ya içimizdeki ızdıraptan nasıl kurtula biliriz nasıl sayın okuyucu nasıl??? 


nerden yazarsan yaz sayın okuyucu bunu bana cevapla lütfen !!!

8 Mayıs 2011 Pazar

DENGESİZ

    Uçsuz bucaksız zaman boşluğunun en ölü alanında A noktasından B noktasına sabit hızla giden bir cisimdim ben.. Uçsuz bucaksız zaman boşluğunun en ölü alanında B noktasından A noktasına sabit hızla giden bir cisimdin sen de... Fizik kanunlarına göre bir ortak noktada buluşmamız gerekirdi ama buluşamadık halbuki her şey sıradan idi hızlarımız bile sabitti ama bir şey bozuyordu sıradanlığı ney idi bozan şey bulamadık bulamıyoruz da acaba bu soruyu sormaktan mı vazgeçtik yoksa soru bize sorulmaktan mı vazgeçti işte bu da bilinmeyenli denklemlerin bir oyunu bize tamam anladım fizik bize karşı ama matematikte mi karşı oysaki her şey  mantığa uygun ilerliyordu her şey sıradan idi bir şey bozuyordu sıradanlığı tek bir şey bize karşı değildi oda edebiyat her halimle beni sana anlatmam  için olanak verdi akıcı sevgi dolu yazmama izin verdi ... Evet buldum buldum!!! Sıradanlığı bozan şey sevgim idi çünkü ben seni senin beni sevdiğinden fazla seviyordum bu da dengeyi bozuyordu hızı etkiliyordu bilinmeyenleri çoğaltıyordu mantığı bozuyordu demeki pratikte pek gösteremediğim şey teorikte ortaya çıkıyordu evet ben seni senin beni çok sevdiğinden daha çok sevmiştim ...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Yalnızlık...


Yalnızlık ... bence güneşin önüne geçen bir bulut gibi bir engeldir. Ve düşünüyorum bazen yalnızlık eğer bir engelse bende engelli koşu  koşan bir atletim ama ne engel yada kim... hep soruyorum kendime ve tek bir noktada kesişiyor düşüncelerim evet gerçek engel benim aslında ama nasıl aşılacak nasıl bitecek bu yalnızlık yada neyle bitecek evet durmayın düşünün kaçınılmaz gerçeği taşın altına elini koyun ve yıkın bu duvarı her şey geçecek düşüncesi ile yaşamak bence kendini avutmak hiç bir şey  geçmiyor aslında aslında biz hep yalnızız bir şarkıda dediği gibi " yalnızlık ömür boyu " kurtulmak istiyorsan bu durumdan ve seni çıkaracak bir el istiyorsan önce kendi elini sıkı sıkı tut sakın bırakma sakın ne olursa olsun bırakma!!! İzin ver açsın güneş ısıtsın benliğini...

Bence AŞK ...

    Zamanın en karanlığında geliyorsun aklıma yalnızlığın en derin yerindeyken bir ışık oluyorsun bişeyler düşündürüyorsun insana birşeyin eksik olduğunu fark ettiriyorsun yaşanmışlıkta bir eksiklik olduğunu ters giden bir şey var diyorum ve susturuyorsun beni aklıma geldikçe sen soruyorum aşk nedir? nedir diyorum kendime bence aşk o meşhur 13 harfin yan yana gelip de dile pelesenk olmamış halidir sen hiç sevdiğine aşk diyen bir çift gördün mü ben görmedim aşk bence anlatılmaz yaşanır ve yaşandıkça da her geçen gün bir yeni anlamını keşfedersin üzülürsün sevinirsin ağlarsın boş boş bakarsın bu kadar farklı duyguları sadece sadece aşk yaptırır insana bence....